Sessiz Çığlık
Bir buçuk yıl…
Tam bir buçuk yıl boyunca, içimde yankılanan çığlığın sesini bastırmaya çalıştım. O marketin soğuk rafları arasında yaşadığım o anı unutmaya, gözlerimi kaçırmaya, yok saymaya… Ama olmuyordu. Çünkü yaşanan her şey gerçekti. Çünkü ben susmadım.
Çocuğum yaşında birinin tacizine uğramak, yetmezmiş gibi bir diğerinin ölümle tehdit etmesi… O an yıkılmadım belki ama içimdeki kadın paramparça oldu. Anneliğim, kadınlığım, benliğim…
Adalete sığındım. Bekledim. İnandım. Güçlü durdum. Herkes unuturken ben her gün o anı yeniden yaşadım. Gece uyandığımda, markete girdiğimde, bir yabancıyla göz göze geldiğimde… Kendi içimde verdiğim savaş bitmek bilmedi.
Ve mahkeme günü geldi. Karar açıklandı. Taciz eden kişi bir yıl iki ay hapis, tehdit eden kişi para cezası aldı. Ama adaletimiz onların cezalarını erteledi. Ellerini kollarını sallayarak çıktılar salondan. Bense içimde büyüttüğüm adalet inancının kırıklarını toplamaya çalıştım.
Bu nasıl bir teraziydi? Bir annenin, iki çocuk sahibinin hayatını alt üst edenler bir "ertelemeyle" kurtuluyordu. Ama benim hayatım? Benim yıkılan dengem, korkularım, yarım kalan cesaretim?
O günden beri içime kapandım. Çalışamaz hale geldim. İnsanlardan uzaklaştım. Kendi kabuğuma çekildim. Çünkü kadın olmak, bir kez daha anladım ki, bu dünyada en ağır sınavlardan biriydi.
Ama bir şeyi biliyorum. Ben sustum sanılmasın. Bu yazı bir ses, bir isyan, bir çığlık… Belki de benim gibi sessiz çığlık atan herkesin sesi…
Susmayan, susamayan kadınlara selam olsun.